YPJ Kadın Savunma Birlikleri

QSD Komutanı Newroz: Türkiye saldırırsa her yer savaş alanına döner

0 12

QSD Genel Komutanlık Üyesi Newroz Ehmed, her daim diyalogdan yana olduklarını ve savaş istemediklerini vurguladı ve Türk devletinin saldırması halinde ise karşılığının hafif olmayacağını ve her yerin savaş alanına dönüşeceğini söyledi.

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal tehditleri devam ediyor. İşgalci Türk devleti, halkların ortak ve güvenli bir yaşam sürdürdüğü Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi sınırında “güvenli bölge” adı altında 32 km’lik alanın boşaltılmasını hedefliyor.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ise ‘güvenli bölge’ için kimi şartlar öne sürdü: Sınırda en fazla 5 km’lik alan ‘güvenli bölge’ içerisinde olabilir, kentler bu alana dahil edilmemeli ve bu bölge Türk devletinin denetiminde olmamalı. Özerk Yönetim, devriyelerde Uluslararası Koalisyon güçlerinin ve Türkiye’nin yer alabileceğini ancak kentlerde değil, boş arazilerde gezebileceklerini söylüyor. Bu öneriler ilgili mercilere sunuldu ve bu önerilerin gerçekleşmesi durumunda zorla yerlerinden edilen Efrînlilerin de tekrar kentlerine dönmeleri şart koşuldu.

‘Güvenli bölge’ sınırındaki kentler 

Kuzey ve Doğu Suriye Bölgesi’nde Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Êzidî, Türkmen, Çerkez, Çeçen halkları yaşıyor. Özerk Yönetim’in Dêrik, Tirbespiyê, Qamişlo, Amûdê, Serêkaniyê, Dirbêsiyê, Girê Spî, Kobanê ve Minbic kentleri tartışılan ‘güvenli bölge’ sınırına düşüyor.

2011 yılından itibaren Türk devletinin sınırdaki hak ihlalleri

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye sınırında ‘güvenli bölge’ tartışmaları, kimin ‘güveni bölge’ye ihtiyacı olduğu sorusunu da akla getiriyor. Cizre İnsan Hakları Derneği’ne göre işgalci Türk devletinin 2011 yılından beri Kuzey Kürdistan-Kuzey ve Doğu Suriye sınırında -Efrîn hariç- işlediği hak ihlalleri şöyle:

223 kişi öldürüldü, 3 kişinin organları çalındı, onlarca kadın tecavüze uğradı ve kaçırıldı. 332 kişi yaralandı ve 15 kişi işkence gördü. Türk askerleri sınır hattındaki 129 köyde çiftçilerin tarlalarında çalışmasına ve topraklarına yaklaşmasına izin vermiyor. Askerler yüzünden ekilemeyen arazinin yüzölçümü ise en 27 bin 633 dönüm.

QSD Genel Komutanlık Üyesi Newroz Ehmed, Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye sırındaki askeri hareketliliği ve tehditlerine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

‘Güvenli bölge’ tartışmaları nasıl başladı?

Bizim gündemimizde ‘güvenli bölge’ hiçbir şekilde yoktu, çünkü bölgelerimiz zaten güvenlik içerisinde. Ancak DAİŞ yenilgiye yaklaşırken bazı güçler de bölgeyi kontrolüne almak için bekliyordu. Bu planları başarılı olmadı. Türkiye gibi çevre ülkelerle de bağlantılarımız vardı. Resmi ve üst düzey olmasa da görüşmelerimiz vardı. Türk devleti Türkiye sınırına asla tarafımızdan bir saldırı gerçekleşmediğini iyi biliyor. Türk devletinin siyasetini tehlikeye sokacak bir çabamız olmamıştır. Ama son dönemde Türk devletinin tehditleri son dönemde arttı. Kendileri “Güney Kürdistan’da Kürtler statü elde etti, bu bölgede de edecekler. Sınırımızda böyle bir şeyin gerçekleşmesine asla izin vermeyiz” diyorlar. Tüm amaçları bu, o yüzden tehdit ediyorlar ve saldırmak istiyorlar.

‘Güvenli bölge tehditlerle birlikte gündemimize girdi’

Türk devletine saldırmak gibi bir amacımız yok. Zaten içeride halkımıza yönelik saldırılarla uğraşıyoruz. Ama Türk devleti sürekli sınırında böyle bir güç istemediğini söylüyor. Güvenli bölge tehditlerle bizim gündemimize girdi. Bölge halkı ve savunma güçleri olarak bölgemizin en güvenli yer olduğunu söylüyoruz. Halklarımız huzur içinde, kimliklerini ve inançlarını yaşıyorlar. Çok fazla sayıda göçmen bugün Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşıyor.

Türk devleti güvenli bölgeyle ne yapmak istiyor?

Açıkça söylüyoruz, artık topraklarımızda savaşın devam etmesini istemiyoruz. Türk devletinin savaş bahanesi olarak öne sürdüğü konuları diyalog yoluyla çözebiliriz. Türk devleti tüm dünyanın gözleri önünde açıkça bir başka ülkenin topraklarını işgal etti. Bab, Cerablus, Ezaz, İdlib ve Efrîn ortadadır. Şimdi de aynı bahanelerle Kuzey ve Doğu Suriye topraklarını işgal etmek istiyor. Bölgemiz zaten güvenlidir. Ama bahsedilen güvenli bölge için de açığız. Çünkü halkımızın bir kez daha savaşla karşı karşıya kalmasını istemiyoruz. İmkan oldukça da bu güçlerle sonuca ulaşmak istiyoruz. Halkımızın memnun kalacağı ve Türk devletinin öne sürdüğü sebeplerin ortadan kalktığı bir sonuç.

‘Türk devletinin bölgede yer alması mümkün değil’

Sınır güvenlik güçlerini oluşturabilir ve bizim tarafımızdan saldırı gerçekleşmeyeceğinin garantisini verebiliriz. Ancak Türk devleti bölge halkının kendi savunmasını yapmasını istemiyor. Biz de dışardan bir gücün savunmasını kabul etmiyoruz. Herkes bilmeli ki Türk devletinin ‘bölgede olmalıyım’ sözlerini kabul etmemiz mümkün değil. Çünkü Türk devleti girdiği her yeri işgal ediyor ve orada kalıyor. Sınırda o kadar insanımız katledildi, bölge halkının bunu kabul etmesi mümkün değil.

32 km ile planlanan nedir?

Türk devleti 32 km’yi kabul ettirmek için bazı güçlerle ve Suriye rejimiyle plan yaptı. Plana göre 32 km Türk devletinin elinde olacak. Suriye’nin güneyine de başka güçler girecek. Bu şekilde tüm bölgeyi kendi aralarında parçalamak ve büyük bedellerle elde edilen değerleri de ortadan kaldırmak istiyorlar. Büyük tehlike yaratan ve Türk devletinin niyetini ortaya çıkaran da budur.

DAİŞ’in bölgeye saldırılarıyla Türk devletinin tehditleri arasında bağlantı var mı?

Türk devleti her tehdit ettiğinde DAİŞ de bölgede saldırılarını yoğunlaştırıyor. Son dönemde gözle görülür bir biçimde arttı. Bu da Türk devletinin DAİŞ’i tekrar canlandırmak ve onun üzerinden bölgeyi kontrol etmek istediğini, o da olmazsa bölgeyi karıştırmak istediğini gösteriyor. Son süreçte DAİŞ’lilerin ailelerinin kaldığı kamplarda açıkça tekrar ortaya çıkacaklarını dile getirdiler. İstihbarat birimlerimizin yakaladığı DAİŞ’in gizli hücreleri “İntikamımızı alacağız, yeniden döneceğiz” diyorlar. Bu da büyük bir tehlikedir. DAİŞ’in canlanması yalnızca bölge için değil tüm insanlık için tehlikelidir. Evet, DAİŞ’lileri bir yere kadar cezaevlerinde tutabiliriz, ama bu bizi de çok zorluyor. Bu çeteler için uluslararası bir mahkeme kurulmalı.

QSD Komutanlığı bir süre önce ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Kenneth McKenzie ve ABD’nin Uluslararası Koalisyon temsilcisi William Roebuck ile bir görüşme gerçekleştirdi. Amerikalı temsilcilerle görüşme ne düzeydeydi, bir sonuca vardı mı?

Amerikalı yetkililerle Türk devletinin tehditleri, ‘güvenli bölge’ konusundaki şartlarımız, çözüm için diyalog ısrarı, DAİŞ’in uyuyan hücreleri konularını görüştük. Amerikalı temsilcilerin tutumu bölgede savaş yaşanmadan bir çözümün sağlanması şeklindeydi. Türk devletinin tehditleri çözümün önünü tıkıyor. Son görüşmeler bir sonuca ulaşmasa da süreç devam ediyor ve görüşmelerimiz sürüyor. Kuşkusuz biz de bir sonuca varmak istiyoruz, ama sonuç halkımızı memnun etmeli. Kuzey ve Doğu Suriye halkının tutumu takdir edilecek ve moral vericidir. Halk, hedefin sadece Kürt halkı olmadığını, aksine bölgede güçlenen halkların kardeşliği projesini yıkmak olduğunu biliyor.

Zorlu ve zahmetli süreçlerde halkımızın desteğiyle kazanımlar elde ettik. Biz de halkımızı koruyacağız. Halkımız kendi toprakları dışında hiçbir yerde yaşayamayacağını biliyor. Türk devleti saldırırsa halkımızı savunmak için çok güçlü bir savaş yürüteceğiz. Diyaloga açığız ve çözüm çabalarına destek vermek istiyoruz. Ama gerekirse her yerde büyük bir direniş de gösteririz.

Türk devleti medya kuruluşlarında sürekli Suriyeli mültecilerin dönmesinden bahsediyor. Efrîn işgalinden önce de bu konu işgal bahanesi olarak ileri sürülüyordu. Neden bu gündem oluşturuluyor?

Türk devleti kamuoyuna işgalini meşru göstermek için açıkça Türkiye’deki Suriyeli göçmenleri bahane ediyor. Ancak bölge halkı Türkiye’ye göç etmiş değil, kendi topraklarında yaşıyor. Türk devletinden destek alan DAİŞ’le bağlantılı az sayıda kişi kaçarak Türkiye’ye gitti. Girê Spî’yi özgürleştirdiğimizde Özgür Ordu’ya (ÖSO) bağlı bazı küçük gruplar kaçtı. Türk devleti göçmenleri bahane olarak gösteriyor ve ‘bölge halkı topraklarından göç etti, yanımızdalar ve onları göndereceğiz’ diyor. Saldırılarına temel arıyorlar ve bu temelde de geniş bir saldırı başlatmak istiyorlar. Aslında işgal bahanelerini meşrulaştırmak istiyorlar. Ama bu mümkün değil.

Bir saldırı gerçekleşirse nasıl bir strateji izleyeceksiniz?

‘Saldırılarla bölgedeki dengeler değişir’ Eğer Türk devleti çözüme yanaşmazsa ve savaş isterse bizim de savaşa hazır olduğumuz bilinmelidir. Eğer bölgede bir yere saldırı olursa savaş orayla sınırlı kalmayacaktır. Türk devleti Efrîn’de yaptığı gibi şimdi de bölgeyi de parça parça işgal etmek istiyor. Ama yapılacak savaş bir parçayla sınırlı kalmayacak. Türk devletiyle uzun bir sınırımız var. Eğer savaş olursa tüm sınır savaş alanına döner. Kuşkusuz savaş halk için büyük bir tehlikedir. Bahsedilen bölgede tüm halklardan milyonlarca sivil yaşıyor. İkincisi de olası bir savaş bölgedeki tüm dengeleri değiştirir. Suriye’de farklı farklı güçler var ve Suriye rejimi de tüm bölgeyi bir kez daha kontrolü altına almaya çalışacaktır. Bölgede İranlı güçler, çete grupları var ve özellikle de DAİŞ bölgemizde ciddi bir tehlike oluşturuyor. Eğer bir savaş olursa DAİŞ bundan yararlanıp yeniden canlanır. Ayrıca bilinmelidir ki kamplarda binlerce göçmen var ve muhtemel bir savaşta bu göçmenlerin hayatı da tehlikeye girecektir. Bunun yanında DAİŞ’li tutuklular var, özellikle Derazor hamlesinde tutuklananlar. Türkiye saldırırsa büyük bir ihtimalle bu çeteler kaçacak ve bir daha örgütlenecektir.

Suriye rejimiyle Türkiye’nin tehditlerine ilişkin bir görüşme var mı?

Daha önce Suriye rejimiyle görüşmelerimiz oldu. Ancak Suriye rejimi sanki hiçbir şey olmamış gibi geri dönmek ve her yere kendi şartlarını dayatmak istiyor. Rejim bizi sanki Suriye topraklarına ihanet etmiş ve yabancı güçleri Suriye topraklarına sokmuş, dış güçlerin ortaklarıymışız gibi göstermeye çalışıyor. Fakat bu doğru değil. Hatta Suriye rejimi de iyi biliyor ki kimseyi buraya geçirmedik, gerçekleşen ortaklıklar bölgede yaşananların bir sonucu olarak gelişti. Dış güçlerin Suriye topraklarına girmesinin asıl nedeni Suriye rejiminin zihniyetinin kendisiydi. Bazen Türk devletinin tehditlerine karşı tutumlarını dile getiriyorlar ama aslında halklara karşı aynı zihniyeti taşıyorlar. İnkar ve tasfiyeci zihniyetin değişmesi için görüşmeleri sürdürmekte ısrarcıyız. Gerçekleşen saldırılar Suriye rejimi için de tehlikelidir. Sonuçta Suriye topraklarının bir parçası işgal ediliyor. Türkiye saldırırsa daha sonra kendi aralarında tartışıp çözemezler. Durum daha da kötü ve karışık olacaktır. Kısacası Suriye rejimiyle zaman zaman görüşmelerimiz oldu, ama maalesef bir sonuca ulaşamadık.

Yarın: Özerk Yönetim’in ilan ediliş süreci ve sisteme yönelik tehditler

ANHA

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.